Borgesvari Bir Tuhaf Fermentasyon: Kaybolan Üzümün Hikâyesi

Şarap üretimi ile “boşluk” felsefesi arasındaki ilişki yalnızca sabır ya da bekleme meselesi değildir. Daha derinde, çekilmenin yaratıcı bir eylem olmasıyla ilgilidir. Bağda her karar, biraz geri çekilmeyi gerektirir. Her müdahale aynı zamanda bir vazgeçiştir. Zamanın yavaşladığı, belirsizliğin yoğunlaştığı o aralıklar ise üretimin en görünmez ama en verimli anlarıdır.

Tam bu noktada Jorge Luis Borges bağcılıkla konuşmaya başlar.

Borges’in dünyasında anlam çoğu zaman fazlalıkta değil, eksiltmede belirir. Bir metin, okurun hayal gücüne bıraktığı boşluklar sayesinde derinleşir. Söylenmeyen, söylenenden daha uzun yaşar. Şarap da böyledir: kendini açıklamaz, ima eder.

Bağda ilk ders şudur: her salkım kalamaz.

Budama yapılır. Verim düşürülür. Fazlalık alınır. Ama bu bir kayıp değildir; karakterin ortaya çıkışıdır. Borges’in The Library of Babel öyküsünde olduğu gibi: her şeyin mümkün olduğu bir evrende anlam kaybolur. Sonsuz kitaplık bilgi değil, sessizlik üretir. Çünkü seçilmeyen hiçbir şeyin değeri yoktur.

Şarap da böyle doğar.

Üzüm her şeyi olmak ister: şeker, asit, aroma, gövde, renk. Ama şarap bunların en çok olduğu yerde değil, dengede olduğu yerde ortaya çıkar. Denge ise her zaman bir boşluk bırakmayı gerektirir: biraz daha az verim, biraz daha az müdahale, biraz daha fazla zaman.

El Aleph’te anlatıcı evrenin tamamını tek bir noktada görür. Her şey aynı anda görünür hale gelir. Ama bu bir aydınlanma değil, neredeyse bir felçtir. Çünkü her şeyin aynı anda mevcut olduğu yerde seçim mümkün değildir.

Oysa iyi bir şarap seçilmiş olandır. Vazgeçilmiş olandır. Geri çekilmiş olandır.

Bağcı bunu sezgisel olarak bilir.

Fermantasyon sırasında üretici kontrol ediyor gibi görünür ama aslında bekler. Maya çalışırken insan geri çekilir. Tankın içinde görünmez bir dönüşüm olur. Şeker kaybolur, alkol doğar. Üzüm kaybolur, şarap ortaya çıkar. Bu süreç bir dolma değil, bir boşalma sürecidir.

Borges’in kısa metni Borges and I tam da bunu anlatır: benlik ortadan çekildikçe başka bir şey konuşmaya başlar. Yazarı yazan bir başka katman vardır. Şarapta da üreticiyi üreten bir süreç vardır. Terroir konuşur. İklim konuşur. Zaman konuşur. İnsan sadece aradan çekilmeyi öğrenir.

Modern hayat boşluktan korkar. Her sessizlik doldurulur. Her bekleyiş hızlandırılır. Her duraksama verimsizlik sayılır. Oysa bağda duraksama üretimin bir parçasıdır. Fıçıdaki zaman bir eksiklik değil, bir oluşum alanıdır. Beklemek burada pasif değil, etkin bir eylemdir.

Belki de bu yüzden bağcılık bir tür felsefedir.

Çünkü insana şunu öğretir:

fazlalık güven verir
ama derinlik eksiltmeden doğar

Bağcılık bir seçim disiplinidir. Fazlalığı değil özü korur. İyi şarap her salkımı tutarak değil, bazılarını feda ederek yapılır. İnsan da derinliğini vazgeçebildikleriyle kurar.

Unutmayalım:

önce her şey bir gaz bulutuydu.

Yaşam boşluktan doğdu.

Boşluk yokluk değildir.
Görünmeyen hareketin alanıdır. 🍷

Yorum bırakın